1)
Cep telefonumu yeni almıştım. Epey pahalı bi şeydi.Malımın kıymetini hiç
bilmediğimden açılış mesajı olarak kendime, "Dikkatli kullan!!!" diye
yazmıştım. Annem telefona bakarken yere düşürdü. Telefon kapandı. Açtığında,
"Dikkatli kullan!!!!" yazısını görünce kalpten gidecekti kadın.
Anne,senin de dediğin gibi helal olsun di mi şu Japonlara. Adamlar senin
telefonu yere düşürdüğünü anladılar valla!
-------------------------------------------------------------------------
2) 3-4 yaşlarındayken, yüzümdeki
büyükçe olan beni anneme gösterip ne olduğunu sormuşum. Annem, "ben"
olduğunu söyleyince soranlara yüzümdeki kahverengi şeyin "annem"
olduğunu söylüyormuşum. İşin kötüsü, insanların bana güldüğünü hayal meyal de
olsa hatırlıyorum. Çok salakmışım.
-------------------------------------------------------------------------
3) İlkokul
üçüncü sınıftaydım. Din dersinde öğretmenimiz Hz. Muhammed'in bir yolculukta
annesini kaybettiğini söyledi. Peki ben ne dedim? "Öğretmenim, annesini
bir daha bulamamış mı?" Ayrıca o zamanlar kaza namazının da herhangi bir
kaza geçirdikten sonra kılınan namaz olduğunu zannediyordum. Safım ben saf
-------------------------------------------------------------------------
4) Bu sefer Ankara'dayız, Ziya
Gökalp' deki üst geçitten geçmekteyiz. Altımızda, Pamukbankın önünde duran ekip
otosunun megafonundan çıkanlar
aynen söyle: "ticari devam et! MS 489 devam et! İŞİTME ENGELLİ DEVAM
ET!" (Bilmeyenler için: işitme engelli vatandaşlarımızın araç plakalarında
özel bir işaret bulunmakta!)
-------------------------------------------------------------------------
5) Ülkü Tamer'in anisi. Radikalde okudum,
süper komik.
Tiyatroları varmış, turnede Malatya'ya gidiyorlar, oyun sahneleniyor. İlk gece
şehrin büyükbaşları hep ön safta. Ülkü Tamer oyunda kızın babasını oynuyor,
kızını istiyorlar vermiyor. çocuk aşk acısından ölüyor vs. Halk acayip
etkileniyor oyundan ağlayanlar falan. Oyun bitiyor iki polis geliyor kulise, komiserim sizi
istiyor diye. Ülkü Tamer de çok etkilendi tebrik etmek helalde diye kalkıp
gidiyor. Karakola bir giriyor, ortalık buz gibi. Komiser bizimkini görünce
sinirle ayağa kalkıyor
"Lan sen ne şerefsiz adamsın be arkadaş. Vermedin kızı, bak ne oldu gül
gibi oğlan öldü gitti." Ülkü Tamer "ama efendim, gak guk" diye
açıklayacak oluyor. Komiser "Sus diye yarin aksam da gelip izleyeceğim
eğer yine kızını vermezsen hepinizi karakola alıp falakaya yatircam lan"
diyo.
Ertesi gün Ülkü Tamerler oyunun sonunu değiştirip oynuyorlar. Kızını veriyor
oğlana, oyun bombok oluyor ama komiser en ön safta mutluluk göz yaşları
döküyormuş.
-------------------------------------------------------------------------
6) Bi kaç hafta önce tahlil vermek
için labaratuardaydim. Neyse hemşire önce kan aldı ve idrar tahlili için su
beyaz kaplardan verdi neyse uzatmayayım bide çizgi çekti buraya kadar
manasında, dibinde bi yerde yani benden önceki adamın çıkmasını bekledim adam
bi çıktı idrarı dolduracağı kabı ağzına kadar doldurmuştu ve idrar yerlere
ellerine falan döküldü, hemşire bu kadarına gerek olmadığını söyleyince adamın
verdiği cevapta koptum zaten: -başka kap vermediğiniz için hepsini buna
doldurmak zorunda kaldım...
7) Halk otobüsündeyim. Gayet halk bir
şekilde yolculuk yapıyorum. Hemen yanımda köyden yeni gelmiş sevimli, gariban
bir kadın bir de kocası var. Ama koca asmış bir zat, öküz veyahut ötesi
hallerde seyrediyor. Neyse inecekler bunlar. Yanaştılar kapıya. Otomatik kapı
birden açılınca zavallı kadın ürktü. "Anam" diye geri sıçradı.
Kocasındaki tavır ne olsa beğenirsiniz. Elleri cebinden çıkarmadan, göz ucuyla
kadına söyle bir baktı
-"ne tırsıyon ulan öküz, accık medeni ol"
-------------------------------------------------------------------------
8) Kadıköy Kuş dili'ndeki dört yol
ağzında trafik çok sıkışık olduğu için sürekli polis otosu bekler. Trafik
polisleri megafonla bağırarak trafiği idare ediyorlar iste. Neyse bağırıyor
eleman "34 PTS 723 lütfen sağa çek" O sırada oradan geçmekte olan
öteki trafik otosu megafonla espiri yapıyor bunlara - "Lütfenini yiyim
senin, bu ne kibarlık lan Mıstafaa?. Muhahaha!
1) Bir gün marketin birinde meyve
reyonunda meyvelerden tadıyordum. İste kiraz, şeftali vs vs... Görevli de bana
bakıyor ama ben hiç aldırmadan yemeye devam ediyorum. Sonun da görevli yavaşça
yanıma yaklaştı ve:
"Abla karpuz da keselim mi?" dedi...
-------------------------------------------------------------------------
2) "Kim 500 Milyar İster"i
seyrediyorum. Sanırım Marmara'da okuyan bir öğrenci. Kenan Işık çocuğa sordu.
Sporla aran nasıl? Çocuk bastan beri sürdürdüğü ukalalıkla "Gayet
iyi" dedi. 4 milyarlık soru geldi:
Teniste servisin üst üste 2 kez başarısızlıkla sonuçlanmasına ne ad verilir?
a. çift hata c. backhand b. forehand d. net
Gayet rahat bir biçimde "d.net" dedi. Seyirciden öyle bir uğultu
koptu ki ekranlardan dahi bu gürültü duyuldu. Sonra cevabini değiştirdi ve
"a.çift hata" dedi. Bir sonraki soruya geçinirken Kenan Işık çocuğa
niye ilk cevabından vazgeçtiğini sordu. Aldığı cevabin sokunu ben bile hala
üzerimden atamadım. Kenan abım ne olmuştur Allah bilir:
-"Az çok Ingilizcem var zaten. Backhand olamazdı zaten. Çünkü back arka
demek. Kortun gerisinden vurursanız backhand olur. Bu durumda forehand de kortun önünden
vurma oluyor. Yani biraz da seçeneklerden gittim."
Bir sonraki soru da Uluslararası Af Örgütü'nün kısaltması ile ilgili. Kenan
Işık çocuğun melül bakışlarına dayanamadı ve "Hadi yine İngilizce'ni
konuştursana" dedi.
-------------------------------------------------------------------------
3) Bandırma'da
bir restoranın cami: "23 saat açığız"
-------------------------------------------------------------------------
4) Eski isimde, Hindistan'ın koyu
Müslüman kesiminden bir firmayla çalışıyorduk. Bir gün telefon etmem gerekti,
adama "how are you?" dediğimde aldığım cevap tüyler ürperticiydi:
fine elhamdullillah! yetmezmiş gibi bir isteğimi ilettikten sonra gelen tepki
ise: okey inşallah!
-------------------------------------------------------------------------
5) Beşiktaş'tan
minibüse binip Yıldız'da inecektim malum yokuş. Şoförün önü bildiğimiz dantel,
havlu ve bilumum süs eşyalarıyla dolu ve de havlunun ortasına özenle
yerleştirilmiş cep telefonu. Tahminen iki yüz metre ya gittik ya gitmedik cep
telefonu çaldı. Şoförümüz sol dirsek camda, el direksiyonda sağ eli ile cep
telefonunu aldı ve açtı:
- ALOOOO.. BUYRUN CEP TELEFONU....
-------------------------------------------------------------------------
6) Master yapmak için Amerika'ya
gitmeye karar verdim. Ankara, Kavaklıdere'deki Amerikan Büyükelçiliğine
çarşamba günü saat 10'da gittim. Lakin vize işlemleri "Pazartesi-Çarşamba
8.30-10.00" gibi bir ilanla karsılaştım elçilik kapısında. Mecburen is bir
hafta sonraya kaldı. Pazartesi gittiğimde, saat henüz 8.30 olmamıştı. Kapıdaki
görevliye, durumumu anlattı. O da bana neden perşembe günü gelmediğimi sordu.
Ben de kapıdaki ilanı gösterdim. O da bana "O ilan İranlılar için"
dedi. Bu laf üzerine uzun süre düşündüm. Su an Amerika'dayım hala düşünüyorum.