Uludağ Üniversitesi bahar şenliklerinde geçiyo olay. kalabalıktan uzak bi

fakültenin yakınlarındaydık. 100 metre ileriye bi helikopter indi. aletten

biri eğilerek indi ve bi talebeye yaklaştı. takriben 1 dakka konuştuktan

soora adam helikoptere bindi ve tekrar havalandılar. biz biraz şaşırdık

nooluyo diye ama esas bomba o talebeye adamın ne sorduunu sorduğumuzda

inmişti beynimize. adam adres sormuş. benden bu kadar.

 

Tahminimce 2-3 yıl önce arkadas ailesiyle birlikte Sivas'a gitmiş.

Annesiyle birlikte merkeze gitmek için minibüse biniyorlar ve sevgili

annemiz "müsait bir yerde indirir misiniz lütfen" diyor, ve şoförün müthiş

cevabıyla bizimkiler kopuyor... "ne yalvarıyon gardeş indir de indirek"

 

******************************************

 

servis şöförümüz sıkışan trafikte haraket edemez halde beklerken

(gayet de haklıydı çünkü önündeki arabalar kuyruk olmuştu) arkadan

kornaya

abanan araç sahibine camdan sarkarak "pokemon'muyum lan ben arabaların

üzerinden uçayım" diye bağırarak tüm servisi yere yıkmıştı.

 

Alsancak Sevinç Pastanesi önünde karşıdan karşıya geçmek üzere bekliyoruz.

Tam karşımızda parketmiş halde bulunan üstü açık bir 600 SLK'nın şoförü

Ile kollarını arabanın kapısına koymuş, arkası caddeye dönük olarak konuşan

biri var. Tam o anda yolda parketmiş arabaları kontrol eden trafik ekibi

geçiyor ve hepimizi dağıtan o müthiş anons duyuluyor;

"Arkadaşım, asfalta karşı domalma!!!"

 

 

****************************

 

Yer: Adana, Altıkat yakınları.

Zaman: Milli bayramlarımızdan biri

Dört ucuna iliştirilmiş iplerle bağlanan ve üzerine mesajlar yazılan

bezler var ya, işte onlardan biri. Üzerinde de aynen şöle yazıyor:

"Atam İzindeyiz"

K. Atatürk

 

 

Seyyar satıcının biri Anadol pikabıyla bişeyler satmak için

megafonuyla gürültülü bir şekilde baarmaktadır:

* Domates, biber, patlıcan...

Arkadan trafik polisi:

* Seyyar satıcı kenara çek!

Satıcı:

* Annaşıldı tamam!

 

 

Yurtdisinda yasiyorum. Bigün icq'da Türkiye'den bi kizla sohbet etmeye

basladik. Benim bilgisayar Türkçe karakterleri tanimadigi için, Türkçe

karakterler karman çorman çikiyor, yazidan bisey anlasilmiyor. Ben

de kiza Türkçe karakterler kullanma dedim. o da ben Ingilizce bilmiyorum ki

dedi.

 

***

 

90'larin baslarinda Bogaziçi'nde okuyanlar bilirler, Uçaksavar'daki bir

"turistlik" lokantada menü hem Türkçe hem de Ingilizce idi. Bu menüden

dumura ugratici iki kalem ise:

Içli köfte: sensitive meatballs yani duygusal köfte ve

Karisik salata: confused salad yani kafasi karismis salata...

 

***

 

(bende MANTI nin karsisinda Logi görünce sasirmistim. sonradan jeton

düstü MANTIK ve LOGIC.. son harfleri atinca böyle oluyo :)))

 

***

 

Ben ve yaz askim sahilde yürümekteyiz, tam günes¸ denizin içine batmak

üzere ve o manzaranin önünde fotoraf çekilmek istiyoruz. Günes¸ her an

batabilir ve manzara güme gitmek üzere. Çevrede de bizden baska sahsiyet

yok.. O anda birden nerdeyse takim elbiseyle karsidan gelen bir vatandas

görüyoruz. Hemen yanina kosuyorum ve elimdeki fotograf makinesini ve kiz

arkadasimi göstererek "Abi pardon ya, surda bi fotograf çekilebilir miyiz?"

diyorum..Adam bir makineye, bir bana, bir kiza ve bir de sahilde batan günese

bakip "Heralde çekilebilirsiniz, burasi kamuya açik bir yerdir, sorun olmaz"

diyor ve yürüyüp gidiyor..

 

***

 

Ibrahim Tatlises bir gün magazanin birinde oyuncak reyonunda kocaman

Bir "pembe panter" görür ve reyon sorumlusuna "ya bunun kirmizisi yok

mu?" diye sorar..

 

***

 

Bir keresinde sanayiye isim düsmüstü. Isim halledilirken kösedeki bakkala

gidip birseyler atistirayim dedim. 15-16 yaslarnda siska bir çocuk vardi

içerde. Bir tost aldim kenardaki tabureye oturdum. Dükkan oldukça küçüktü,

çocugun iki de bir yanimdan geçmesi gerekiyordu. Her geçisinde tuhaf bir

koku duyuyordum. Sonunda dayanamayip sordum.

Aramizda özetle söyle bir diyalog geçti:

- Yegenim bu koku ne böyle ya?

- Ne kokusu abi?

- Sende tuhaf bir koku var ama nasil bir sey anlayamadim.

- Haaa...

dedi ve önlügünün yakasini açti. O anda tam dumura ugradim.

Otomobillerin dikiz aynasina asilan kagit kokulardan iki tanesi boynundaydi.

-Abi dükkanda sucugun falan kokusu siniyor da ondan taktim!

 

***

 

Master yapmak için Amerika'ya gitmeye karar verdim. Ankara,

Kavaklidere'deki

Amerikan Büyükelçiligine çarsamba günü saat 10'da gittim. Lakin vize

islemleri "Pazartesi-Çarsamba 8.30-10.00" gibi bir ilanla karsilastim

elçilik kapisinda. Mecburen is bir hafta sonraya kaldi. Pazartesi

gittigimde, saat henüz 8.30 olmamisti. Kapidaki görevliye, durumumu

anlattm. O da bana neden persembe günü gelmedigimi sordu. Ben de kapidaki

ilani gösterdim. O da bana "O ilan Iranlilar için" dedi.

Bu laf üzerine uzun süre düsündüm. Su an Amerika'dayim hala

düsünüyorum.

 

***

 

"ER RYAN'I KURTARMAK" filminin, muhabbetleri vahset ve hüzne çevirdigi

dönemlerdi. Ben de dayanamadim gidiyim dedim su filme. Gittim, abi film

acayip manyak basladi tüm salonu uçurdu zaten ilk 10 dk.'da. Neyse

izleyenler bilirler bir karakter vardi "upham" miydi neydi?. Adam tirsak

bir tipti öyle savasma falan gibi becerileri yoktu. Heyecanin tavana

vurdugu dk.'lardi. Filmin ortalari felan bu bizim "UPHAM" korkudan

arkadasina cephane tasiyamadi ve o herif öldü. Herkes kendi çapinda bu

senaryoya üzülürken arkadan bir ses beni ve tüm salonu dumurdan kirdi geçirdi :

"ULAN ALLAH BELANI VERSIN. SENI BU FILME ALANIN AGZINA SI..YIM."

 

***

 

Arkadas evde bangir bangir müzik dinliyormus. Annesi de çikarmis

Elektrik süpürgesini bütün evi süpürüyomus. Tabi gürültüden aletin sesini

duymuyo... Müzigi kapatinca farketmisler ki kadin çalismayan süpürgeyle bütün evi

dolasiyomus¸ yarim saattir...

 

 

Yer Viyana, bir sarayin salonu. Depremin senesinin sonlari, bir defile

düzenleniyor depremzedeler yararina, cok ünlü(!) bir modacimiz tarafindan,

olay sadece reklam tabii kimsenin depremzedeyi seyine taktigi yok, herkes

takmis takistirmis, sürüstürmüs gelmis kendini göstermeye. Defile baslar,

manken kizlarimiz ic gidiklayan kiyafetlerle salinmaya baslar. O da ne?!

Konsolosluk ve kalantor tayfasinin siralandigi tribünden iyi giyimli bir

zonta mankenlerden birinin gögsüne para sikistirmaya kalkmaz mi?

Inaniyorumki kizcagiz benden katbekat fazla dumura ugramistir, ben

nihayetinde aliskinim yurdum insanina, dünyanin neresine gitse, ne egitimi

alsa ayni olusuna.  Cumhur Adatepe

 

 

Assos' tayız . Güzel bir bahar akşamı... Sahildeki çay bahçesinde çay

içiyoruz. Karşı restorantlardan birinde yemek yiyen bir grup, eski musiki

parçalarını seslendiriyor... "Dönülmez akşamın ufkundayım", "Kadehinde

zehir olsa ben içerim bana getir", "Kapat gözlerini kimse görmesin..."

derken zor bir parçanın sonunda şöyle bir detay gözüme çarptı. Bu zor

eserin başarıyla tamamlanmasının gururuyla, kel kafalı, keçi sakallı yaşlı

bir adam ve yanındaki ahbabı NBA 'deki basketbolcular gibi ellerini birbirine

çarptılar. Neye uğradığımı şaşırdım...

 

 

Yaklaşık olarak 1 senedir Amerika'da bulunmaktayim . Bu sure icinde

yuzlerce dumurla karsilastim . En sonuncusunu ise iki gun once yasadim

.

Galeria gibi bir yerde hediyelik esyalara bakinirken birden bir yazi gozume

ilisti . Hediyelik esyalar icin yazilmis olan yaziyi aynen tercume ediyorum : " Daha

cok alin , kazancli cikin . . . 3 tanesi 28$ , 5 tanesi 45$ " muhahaha

dumurun alasi , guya daha cok alinca kazancli cikiliyor. 3 tane alinca

tanesi 8$ 'a gelirken 5 tane alinca tanesi 9$'a geliyor :) Tabi bir turk

olarak durur muyum,hemen iceri girdim ve bunun niye boyle oldugunu

sordum,adamin verdigi cevap da oldukca dumur vericiydi "OH My God,OH My

God!!!":)  Sabri Calisici

 

 

Bir keresinde Tekirdag'da ara sokaklarda dolasirken karsima kocaman bir

tabela cikti.Tabelada yazan seyi soyluyorum. NIRVANA KEBAP VE ÇORBACISI. Bu olay zaten beni dumura sokmusken ayni hafta Didim e tatile gittim ve

otogarda iner inmez karsida soyle bir tabela gordum. SANTANA CIG BOREK

SALONU.Bir haftada iki dumur birden sansa baksaniza...

 

 

Geçen hafta üniversite dolayısıyla adanaya yaptığım seri ziyaretlerden

birini gerçekleştirirken bütün hücrelerime işleyen iki tabela dumuruyla

karşılaştım.ilk tabelada şöyle yazıyordu "garımızda sahipsiz paket unutmak

yasaktır." Diğer bir uyarı ise "garımızdan yurtdışına tarihi eşya çıkarmak

yasaktır."

 

 

Birgun isten cikmis hizli bir sekilde metroya dogru yol alirken yolda daha

yeni yikandigi her halinden belli olan siyah ici deri koltuklarla dosenmis

bir BMW gordum. Evet buraya kadar normal bir manzara ile karsi karsiyaydim

cunku memleketimde parasi olanlarin BMW almalarina dair anti bir kanun yok

ancak yururken gozum arka camda word ile yazilmis oldugu belli olan ufak A4

boyutunda bir yaziya takildi. Uzaktan okumak zor oldugu icin yanina yaklastim ve okumaya calistim. Cumlenin sonunu getirdigimde ise artik bu

dunyada degil dumur diyarinda dolasiyordum. Ne mi yaziyordu ?Aynen soyle:

" YOKSULLUGA HAYIR !"

 

 

6-7 yıl önce bir radyo istasyonun Ege ve Akdeniz sahillerine yayının

iletmek üzere 3 ayımızı sahillerde dolaşarak geçirdik. Millet eğlenip tatil

yaparken çalışmak, üstelik sıcaklarda yolculuk yapmak canımızı

sıkıyordu. Yolculuk esnasında her Türk genci gibi biz de önümüzde giden

kamyonların arkasında yazan yazılara bakıp eğleniyorduk. "Tek rakibim THY"

, "Alırsın Ford, Olursun Lord" yazıları kamyonların arkasında uzaklaşıp

giderken biz de çeşitli versiyonlarını üretiyor, gülüp geçiyorduk. Fethiye

Pamukkale arasında gördüğümüz bir kamyon bu anlamda bizce son noktayı

koymuştu. Kamyon'un arkasında siyah zemin üzerine iri harflerle "Yazısız"

yazıyordu. Arabayı sağa çekip yarım saat kadar güldüğümüzü hatırlıyorum bu

mizah duygusu gelişmiş kamyon şoförümüze...

 

 

Ankara Sakarya caddesinde eniştemin dükkanının bulunduğu işhanınına hızla

girdim bigün. Aynı hızla da dumura uğrayıp kala kaldım. Hanın asansörünün

kapısında şu tabela karşıladı beni:

"DİKKAT!! ASANSÖR İKİ KİŞİLİKTİR. ÜÇ YA DA DAHA FAZLA BİNERSENİZ

ASANSÖR DÜŞER, ÖLÜRSÜNÜZ!! YÖNETİM."

 

 

İzmir-Karşıyaka'da Girne caddesinde yürürken bir halı mağazasının önünde

New York'daki özgürlük heykelinin çok başarısız bir kopyasını gördüm.Acemi

bir heykelcinin elinden çıktığı belliydi.Fakat bu iğrenç kopyanın aslından

bir farkı vardı.Meşale tutması gereken eli vücuda göre orantısızdı ve

bozkurt işareti yapıyordu!10 saniye kadar dikkatlice baktım, acaba yanlış

mı görüyorum? diye, sonra yürümeye devam ettim.Gülsem mi?Ağlasam

ı?Karar veremedim.

 

 

İzmir Foca'da pazar yerindeki tuvalete girerseniz aluminyumdan yapilma

kapilarin uzerinde sizi dumura ugratacak bir yazi goreceksiniz ; "Lutfen

kapilari yakmayınız"

 

 

Yer muğla...sabah erkende okula gitmek için evden çıktım ve ana caddede

otobüse yetişmeye çalışıyordum.geceden yağan yağmurdan dolayı caddede

küçük su göletleri vardı ve bir polis arabası sağa çekmiş iki polis arabanın

içinde çay içiyorlardı.tam o sırada tam gaz gelen bi araba camı açık olan

polis arabasını doğal olarakta polisleri ıslatmıştı.o anda polis

megafonundan şu sesi duydum. 'yavvaş!  .nasını s.ktiğim yavvaş!

 

 

Sinemada önümdeki koltukta oturan ortayaş üstü başörtülü bir teyze, kızının

patlamış mısır ikramı üzerine ağzındaki sakızı çıkardı ve başörtüsünün

üzerine yapıştırdı.Ağzındaki mısırı bitirdikten sonra da sakızı başından

alıp tekrar ağzına attı.

 

 

Louvre müzesini geziyoruz.Yıl 1993. Eşimin fotoğraf makinasının bozulacağı

tuttu.Aynı kodidorda bulunan bir Japona gidip ingilizce şuna bir

bakarmısınız, siz japonsunuz nasıl olsa anlarsınız dedi. Japon benden daha

da çok dumura uğradı.

 

 

Yirmi gün kadar önce Ankaraya, final sınavlarıma girmek üzere gittiğim

terminalde bagajları verdikten sonra tuvalete gittim. Gerekli işlemleri

gerçekleştirdikten sonra lavaboda ellerimi yıkıyordum ki hacetini pisuar da

gideren yaşlı bir amca pantolunu toplamadan lavoboya geldi ve tekrar

çıkardığı organını lavoboda yıkadı. Pantolonunu toplayım tuvaletten çıktı.

Bense dumurların en derinine uğradığımdan öylece kalakaldım.  Emin

PEHLEVAN

 

 

Moskovadan Rusyanın küçük bir şehrine geldim.Oraya giden ilk Türk benim

herhalde diye düşündüm.Havaalanında çok sıkıştım ve tuvalete gittim.İşimi

görürken gözüm duvardaki yazıya ilişti.Aynen iletiyorum: DURSUN

BURADADA HİZMETİNİZDE...  Bülent Akbal

 

 

Bayram dolayısıyla hınca hınc ınsan dolu olan kemeraltıya (ızmır) kız

arkadasımla bı zorunluluk uzerıne gıttık ve kız arkadasım bana toka

alacagını soleyıp benı tokacıya soktu.ıcersı ole doluydu kı ıgne atsan

yere dusmez deyımı o an ıcın yapılmıs olsa gerek.dukkan buyuktu ve hıcbır

guvenlık sıstemı yoktu.yanı goturen goturuyodu.asıl dumur sımdı gelıyor

sıkı durun:gorevlılerden bırı sole dıyordu:''bayanlaaaarrr bayanlaaaarrr

dukkanımızda guvenlık kamerası vardır ona goreeeee.''arkasından bı dakka

sonra yıne aynı adam:''bayanlaaarr bayanlaaaar kameradan SİNYALLER

ALIYORUM aman aaaaaa!!!' ohaaaaaaaaaaaaaaa yani bi insan nasil sinyaller

alabilir.bu ne insan mı yoksa yarı ınsan yarı robot filan mı!!veya ben çok eşşeğim

teknoloji cook ilerlemis ben hala sekiyom oldugum yerde.  Ulaş Kuşku

 

 

 

Yıllar önceydi. Bursa'da S2 ring otobüsüne bindim. Sabahın körü, Cep

telefonları yeni çıkmış. Milletimiz neresine koyacağını henüz keşfedememiş.

Otobüste sessizlik hakim. Birden cep telefonunun biplemesi insanları uyardı

ve gözler açıldı. Bir uykulu yüz biraz mahmur, biraz havalı bir edayla önce

bacak bacak üstüne attı ve çorabından telefonunu çıkarıp "alöö!" dedi...

 

 

İki sene önceydi Avusturya - Viyana arası tren yolculuğu yaparken bir

durakta durduk. Bir banka oturdum ve... banka sivri uçlu bir materyalle

kazınmış bir yazı: "Türkiye Türklerindir !!! ..." Nasit Ongan

 

 

Fantastik filmler festivali için saat 19:00 da Atatürk kitapligina gittik.

Film Rus yapimi Brining Up a Man diye bir filmdi,film basladi dili rusça

idi ingilizcede alt yazi vardi esas dumur olayi ise konusmalar baslayinca

elinde tekstler bulunan bir adam arkada masa lambasi isiginda konusmalari

yüksek sesle tercüme etmeye basladi.....

 

 

Bundan 2 yıl once esimle Bursa'dan Biga'ya gitmek icin bindigimiz otobuste,

tam yanımızdaki koltukta biyiklari yeni terlemis olmasına ragmen dinci

sakali birakmaya calismis, takkeli, bastan ayaga yesil esvabli bir genc ile

yaninda kara carsafli, eldivenli, gunes gozluklu bir bayan oturuyordu. Esim

ise neredeyse butun yuzunu kaplayan gur sakalları ve uzun sacları ile Leman

okuyordu. Bir süre nefret dolu bakislarini uzerimizde hissettikten sonra, o

zat elindeki Zaman gazetesini esimin gordugunden emin oldugu bir anda,

gazetede resmi olan bir papazı kalemiyle karalamaya basladı.Bir yandan da

kacamak bakislarla esime bakiyordu...Nazlı Biliz

 

 

Bahar aylariydi. Antalya Bolgesi'nde isim geregi otelleri ziyaret ediyorum.

Yaratici mucit amca kamyonetinin kapi aynasi kirilinca yerine herkesin

bildigi yuvarlak, cicekli, dis fircalari konulacak yerleri bile olan,

tuvalet aynasini ayni yere ikame etmisti. Nevzat Gunay

 

 

Bir iki ay önce Marmariste sahilde gezerken elimdeki boş su şişesini bir

marketin önündeki çöp kovasına attım. Televizyona gözünü dikmiş olan market

sahibinin gözü bir anda bana çevrildi.Adam gayet asabi bir şekilde 'O çöp

bizim' dedi.Bende 'Yere mi atayım' dedim ve arkamı dönüp yürümeye

başladım.Adamın arkamdan bağırdığını duyuyordum ama aldırış etmedim.Omzuma

dokunup elime boş şişeyi veren değerli esnafımız büyük bir iş yapmış gibi

kasıla kasıla yürüyerek marketine döndü.

Pınar Balıkçı

 

 

Bir kaç sene önce Bağdat caddesinde yürüyorum. trafik oldukça yoğun.Tam

Göztepe ışıklara gelmiştim ki bir ekip otosunun megafonundan canhiras

bagırtısını duydum. "Pıhhh..aaaaa , kamyonet bekleme yapma devam et

kamyoneeet.. pıhhhhh".. O trafikte polisin bu uyarısı normaldi tabiiki. Ama

aynı metalik sesle gelen cevap suydu.. " Pıhhh.. Tamam abi gidiyorum"Cevap

veren karpuz kamyonuydu ve oda aynı ekip otosu gibi megafonundan cevap

vermeyi tercih etmişti.. Ben bu dumurla ne oldugunu anlamaya calışırken

esas dumur darbesi bunyeye indi. Megafonunun hala acık olduğunu unutan

karpuzcunun şu sesiyle cadde inledi "Kodumun lavuğu, iki dakka beklese

olmaz sanki, yavuşaklar." Önder Bilge

 

 

Bir iki sene kadar önce Ankara Bahçelievler'deki Hobby Cafe'ye gittim

Ve bir karışık kumpir sipariş ettim. Kısa sürede gelen kumpire kaşığı

daldırdım: rus salatası, sosisler,mısır falan iyi de patates bulamıyorum.

Patatesin kızarmış kabukları gözüküyor da patatesin kendisi hiç

yok.Garsonu çağırdım. 'Bu ne kardesim' dedim, 'kabukları koyup kumpir diye

getirmişsin?'  Garson pişkin 'Pardon beyefendi' dedi, ' patates kalmamış

da.' Çüş demek üzereyken bir de ' ben patates koydurup getireyim' demez

mi! Tamam kalsın deyip kendimi dışarı zor attım. Onur Irmak

 

 

İngiltere de Türk arkadaşlarla beraber otobüse biniyoruz.Otobüslerde bilet

sistemi yok orda.Nereye gitceğini söyleyip ona göre para ödüyosun yani

minibüs mantığı.Otobüse binerken arkadaş önümde. Bindik, arkadaş şöförün

önüne 1 pound attı ve üstünü beklemeye başladı.Şöför haliyle where?

(nereye) diye sordu arkadaşta heyecan mıdır nedir verdim ya dedi...Dumur

oldum.

 

Bir kaç hafta önce tahlil vermek için

labaratuardaydim.

Neyse hemsire önce kan aldi ve idrar tahlili için su

beyaz

kaplardan verdi neyse uzatmayayim bide çizgi çekti

buraya

kadar manasinda,dibinde bi yerde yani benden önceki

adamin

çikmasini bekledim adam bi çikti idrari dolduracagi

kabi

agzina kadar doldurmustu ve idrar yerlere ellerine

falan döküldü,hemsire

bu kadarina gerek olmadigini söyleyince

adamin verdigi cevapta koptum zaten:

baska kap vermediginiz için hepsini buna doldurmak

zorunda kaldim... !!!

-----

Ataköy'de bir arkadasimda sabahlamistim. Sabah otobüse

bincem ama mekani bilmedigim için duragi sorcak

birilerini

ariyorum. Kimseler geçmiyo, neyse sonunda bir polis

otosu

gördüm. Tarif ettiler duragi.

"Su bakkali geç ilerle, agacin ordan saga kir ordan

sola..."

Tesekkür edip yürümeye basladim. Biraz yürümemistim ki

arkadan bir megafon

"oglum agacin ordan sola kirsana lan, bak bak bak

dinniyomu

hiç, hüss alooo"

Duragi bulana kadar ekip otosu arkamdan bagirip durdu.

-----

Bigün belediye otobüsündeyim, durakta teyzenin biri

bindi, soföre;

"evladim acelem var ama biletim yok" dedi.

Soför ;"bin teyzecim, sonraki duraktan alirsin, ama

önce

bi de yolculara sor" dedi.

Bunun üstüne teyze yolculara dönüp;